hazine adası

Bir aşk mektubu...

4/7/2006

 

            “Ve izzetli, hürmetli, akıllı, gayretli, şefkatli, güzel yüzlü, şirin sözlü, melek huylu, çelebi kollu, nazik belli, şirin yıldızlı, has ve talihim, oğlum annesi, gönlüm cananesi, inci tanesi hatunum ve hanımım küçük kadın Zeliha Hatun huzuruna. Candan selamlar ve gönülden dualar edip ol mülayim hatırına kat kat sual ederiz. Allah’ın birliğine emanet veririz. Benim küçük kadınım, benim emektarım, ne keyiftesin, ne haldesin, ne demdesin? Neyliyorsun?, ne işliyorsun? İyi misin, hoş musun? Allah yardımcın olsun. Kendin uşak(küçük) iken uşak hizmetine düştün. Allah emeklerini zayi etmesin.Tanrı seni bana bağışlasın. Bir dahi dünya gözü ile görüşmek müyesser eylesin, amin!

          Acep cihanda senin gibi var mıdır? Zeliha’m, Zeliha’m! O tatlı canını sevim, o tatlı bakışlarını sevim. Hiç fikrimden gitmezsin. Böylece ayan gönlümde durursun. Maşallah, maşallah! Benim nazlı aşıkım, senin için yollarda ve İstanbul’da besteler yazıyorum; öğreniyorum ki inşallah gelende seninle ses sese verelim de  çok türlü besteler, güzel kitaplar okuyalım. Allah tealaya aşık olalım, safalar edelim.

          Bir küçük kadın gördüm, hemen sana benzettim. Selam sabah ettim. Sesi dahi sana benzerdi. Senin hatırın için sokak ortasında ona yarenlik edip ahvalini sordum. Bir ihtiyar kocası varmış zindanda, ona ekmek götürmüş. 10 kuruş borcunu verip onu halas edip sevabını sana bağışladım. Allah teala senden razı olsun. Zira ben senden yer gök dolusu razıyım. Allah Şeyh Osman’ı bize bağışlasın, amin! Ve cümle küçük kadınlar sana kurban olsun! Ve büyük kadınlar bacılarına kurban olsun! Benim hakkımda siz bana dünyada yetersiniz.”

 

                                                                    Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri

     

          ( Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin İstanbul’da iken, eşi Zeliha hanıma yazdığı mektup)

                

      

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Kız Kumu Efsanesi

1/6/2006

 

Eski zamanlarda civarın kralının kızı ile
bir balıkçı birbirlerine aşık olmuş.
Ancak, kral kızı balıkçıya varamaz...
Hal böyle olunca,
kız ile delikanlı gizli gizli
buluşuyorlar tabii...
Kral baba bunu zaman içerisinde öğreniyor
ve bir gece takip ettiriyor kızını...
Diyorlar ki; balıkçı denizden geliyor, kız
kumsalda onu bekliyor,
bulunduğu yeri ışıkla işaret ediyor
delikanlıya...
Ve kral kızı ile delikanlı, gün ağarana
kadar aşk oyunları yapıyorlar birbirlerine...
Kral bir gece askerlerine kızını
yakalamalarını ve kumsalda ışıkla balıkçıya
işaret göndermelerini buyuruyor. Delikanlı
ışığı görünce atlıyor kayığına
ve kürek çekiyor bir manga askerin üzerine
doğru...
Kız askerlerin elinden kurtuluyor ve
koşmaya başlıyor sevdiğini
kurtarabilmek için ama koyun taaa öbür
ucuna yetişmesi imkansız...
Ama sevda bu; kural falan dinlemez, atıyor
kendini sulara...
İşte o anda bir mucize gerçekleşiyor!
Kızın adım attığı her yer kumsala
dönüşürken peşinden koşan askerler
bastıkça denize gömülüyor onca ağırlıkla...
Kız kayığa kadar koşabiliyor...
Ancak bir okçu tam o anda delikanlıyı
hedefleyip salıyor okunu... Heyhat!
Kız ile delikanlı birbirlerine
sarılmışlardır bile ve ok gelip kızla
buluşuyor...
Derler ki; o kumlar, kızın kanı denize
karışınca kırmızıya boyanmış...
Delikanlı ise aldığı gibi gidiyor kızı,
sonrasını ne gören var ne duyan!...

 

 

Yorum (24) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Afiyet olsun!

25/4/2006

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

erkekk!

25/4/2006

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Mevlana'dan

25/4/2006

 

DEMEDİM Mİ?

Oraya gitme demedim mi sana?
Seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi benim?
Bir gün kızsan bana, alsan başını yüzbin yıllık yere gitsen
Dönüp kavuşacağın yer benim demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma
Demedim mi sana yaraşır otağ kuran benim asıl.
Onu süsleyen bezeyen benim demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana.
Sen bir balıksın demedim mi,
demedim mi o kuru yerlere gitme sakin.
Senin duru denizin benim demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan benim,
senin kolun kanadın benim, demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi tövbeni bozarlar senin.
Oysa senin ateşin benim, sıcaklığın benim demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin,
yani BEN'i kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi?

Mevlâna Celâleddin-i Rûmi


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Türkiyem,Anayurdum,Sebebim,Çarem

24/2/2006

 

TÜRKİYEM, ANAYURDUM, SEBEBİM, ÇAREM! 
 
Ben, kağnılarla yaylılarla büyüdüm geldim 
Çocuk yüreğimi yakan türküler dinleye dinleye. 
Mahzun kağnılarla, nazlı yaylılarınla 
Ve tozlu yollarınla sevdim seni Türkiye! 
 
O tezek topladığım kırlar, yaylalar... 
Başına oturduğum, yemek yediğim atandır. 
Türkiye'm, anayurdum, sebebim, çarem... 
Taşına toprağına vurgunluğum bundandır... 
 
Akşam karanlığıyla başlardı kurbağalar 
Susar gökyüzü kadar, dinlerdim biteviye. 
Gecemi besteleyen cırcır böceklerinle. 
Kurbağa seslerinle sevdim seni Türkiye! 
 
Bir Peygamber sofrasıydı soframız: 
Biraz tandır ekmeği, biraz çökelek... 
Yoksulluğunla da bağlandım kaldım sana 
Mecnunlar gibi üstelik. 
 
Yağmurlar başlayınca, odalarımız damlardı 
Dizlerini döve döve ağlardı anam. 
Şimdi kırkikindiler boyunca sırılsıklam 
Küçük kerpiç evlerin çıkmaz aklımdan! 
 
Türkiye'm! Hasretim! Kınalı türküm!.. 
İç içe güzellik, uc uca kahır 
Yüreğimi bin parçaya bölseler 
Her parçası yine seni çağrışır. 
                                      
 
   Yavuz Bülent BÂKİLER
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Orda Bir Çocuk...Burda Ben

24/2/2006

 

ORDA BİR ÇOCUK... BURDA BEN
 
Bir ana gülümserken yorgun ve güzel 
Yüreği müjdelerle tüy gibi hafiflerken, 
Orda, bir çocuk doğar sımsıcak dünyamıza 
Burda ben... 
 
Dal nasıl, yaprak nasıl, ekin nasıl büyürse 
Toprak nasıl uyanırsa bir incecik yağmurdan 
Orda bir çocuk büyür yumak yumak bir nurdan, 
Burda ben... 
 
Koştuğu, atladığı, durduğu, uzandığı, 
Düşüp kaldığı yerlerde gözbebeğim var. 
Orda, toz-toprak içinde bir çocuk ağlar, 
Burda ben... 
 
Ne oyun oynamak ister, ne uyku ne su, 
Ne elişi resimleri gönlünü alır. 
Orda, bir uzak evde bir çocuk yetim kalır, 
Burda ben... 
 
Dokunsam, martı gibi uçup gidecek sanki, 
Solgun yüzlü bir avuç kar. 
Orda, bir gece yarısı, bir hasta çocuk sayıklar, 
Burda ben... 
 
Birden bire uyanır bir ana uykusundan, 
Sapsarı bir korkuyla bakakalır nefessiz. 
Orda, sabaha karşı bir çocuk ölür sessiz, 
Burda ben...
                                              
                           Yavuz Bülent BÂKİLER
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Can Yücel'den...

6/2/2006

 

Kadın denilen kayıp kıtayı kesfe cikan milyonlarca erkek, coğu zaman eli
boş döner, açık denizlerdeki bu nafile seferlerinden ...
Kesfettiğini sananlarsa bir süre sonra (belki birkac sene, belki birkac
saat) ayak bastiklari kitayı bambaska bir iklime bürünmüs bulunca,
Kolomb sendromuyla "Acaba yanlıs kitada mıyım? " telaşına kapılırlar.
Oysa genellikle kita degildir yanlis olan; kasifin kitayi algilayis  bicimidir ...
Asgari topografya bilgisinden yoksun olusudur ...
Kita'nin bazen kasife göre mevsim degistirebilen, ayni anda birkac iklimi
bir arada yasayabilen potansiyelini algılayamayısıdır ...
Güverteden karanin görünüsüyle, kitadan kasifin görünüsü arasindaki farki kavrayamayisidir.
Bu pusula hatasindan ötürü, kac erkek olaganüstü bir kesfin kenarindan
dönmüstür, kac kasif, henuz kesfetmedigi kitalari yok sayarak gercek yüzölcümünü bilmeden

 yasadığı bir kitanin kiyisinda tüketmistir nihayetini kimbilir ?
... Ve kimbilir kac kita uzaktan gülümseyerek izlemistir, cevrede
kendisini arayan şaşkın kasiflerin nafile turlarini ...
                                                                                        Can Yücel'den

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Film Keyfi

6/2/2006

 

Sınıf öğretmeni, çocukların uykuları üzerine bir araştırma yapıyordu. Rüya görmenin insan ruhunu ne kadar rahatlattığını ve onlar için ne kadar gerekli olduğunu belirttikten sonra:

- Söyleyin bakalım!. dedi. Bu gece ne gördünüz?

Çocuklar, tek tek el kaldırarak rüyalarını anlatmaya başladılar. O
 
haftaki rüyaların bir çoğu, üç gün önce meydana gelen korkunç tren kazası ile ilgiliydi. Bir de, cinnet geçiren bir emeklinin, karısı ve çocuklarını yol ortasında bıçaklaması ile...

Öğretmen, arka sıralarda oturan bir öğrencinin el kaldırmadığını görünce, ona doğru yaklaşıp:

- Hayrola arkadaş!. dedi. Yoksa sen hiç rüya görmüyor musun?

Küçük çocuk, yanakları pembeleşirken:

- Elbette görüyorum!. diye gülümsedi. Ama benim rüyalarım çok
farklı.

- O zaman, gördüğünü anlat!. dedi öğretmen. Aynı şeyleri görmen gerekmiyor.

Küçük çocuk:

- Ben, dedemle birlikte gittiğim balık avını gördüm!. dedi. Köyümüze yakın olan derede idik. Ve koca bir balık tutarak eve götürdük.

Öğretmen, yaptığı çalışmayı, bir sonraki dersinde de sürdürdü. O hafta görülen rüyaların büyük bir çoğunluğunda, petrol zengini bir ülkenin bombalanması sırasında ölen yüzlerce çocuk vardı. Diğer rüyalar ise, meşhur bir şarkıcının ayağından vurulması ve iş adamlarından birinin kaçırılması ile ilgiliydi.

Öğretmen, arka sıradaki öğrencinin bu sefer de el kaldırmadığını görerek yanına gitti ve ona ne rüya gördüğünü sordu.

Küçük çocuk, dışarıdaki karlı dağlara bakıp:

- Geçen hafta bir çok kuzumuz doğdu, dedi. Rüyamda onları, dağın yamacındaki pınara götürmüştüm. Bu arada çiçeklerle konuşup, gökyüzündeki kuşlarla yarıştım. Onlar gibi uçuyordum havada.

Öğretmen, araştırmasını biraz derinleştirdiğinde, çocuğun diğer kardeşlerinin de aynı türde rüyalar gördüğünü öğrendi. Hatta dedesi bile, onlar gibiydi.Sonunda merak edip:

- Hep bu türden rüyaları görmeniz çok harika! dedi. Sanki birer film gibi her biri. Yoksa bunun için bir formül mü var?

Küçük çocuk:

- Bilmiyorum öğretmenim!. diye gülümsedi. Televizyon alamayacak kadar fakir olduğumuz için, Allah bize bu filmleri gösteriyor olmalı
.

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Temel "Cenevre Antlaşması"

6/2/2006

Temel, Amerikanin durduk yerde Irak`a saldirmasindan rahatsiz olmustur. Bir 
yolunu bulup baskan Bush`a telefon eder:
"Alooo! Ben, Temel olarak size savas acayrum haberunuz olsun!"
Bush, gülerek yanitlar:
"Hehehe...kac kisilik bir ordun var ki?"
Temel düsünür:
"Hmmm...kayinpirader Idrus, hala ogli Tursun, kaavedeki arkadaslar..." ve 
yanit verir: "9 kisidur daa!"
Bush icinden kıs kıs güler ve ciddi olmaya calisarak:
"Temel bey, sizin 9 kisilik ordunuza karsilik Amerikan ordusu tam 2 milyon 
askerden olusmaktadir!" der.
"Hmmm..." der Temel:
"Sizu pir süre sonra arayacagum."
Aradan birkac gün gecer ve Temel, Bush`u yeniden arar:
"Baskan, savas ilanimuz gecerlidur. Bir miktar ekipman hazirladuk size 
karsi!"
Bush, ilgiyle sorar:
"Neymis bunlar?" "Hacan, bizim Tursun`un tiraktörü, benim cakaralmaz tüfek 
bi de kavedeki arkadaslardan birinin bicerdöveri..."
Bush güler:
"Iyi ama benim tam 150 bin tankım, 30 bin ucagim ve 10 bin askeri gemim var! 
Haaa, ayrica bu arada askerlerimizin sayisi da 3 milyon oldu!"
Temel yeni gelisme karsisinda biraz sıkılmıstır:
"Tamam, bir müddet sonra sizu yeniden arayacagum."
Birkac hafta sonra Temel, Bush`u yeniden arar:
"Baskan, savas ilanumuzu ceri alayrum."
Bush merakla sorar:
"Neden?"
Temel, moralsiz bicimde yanitlar:
 -Cenevre anlasmasinu incelemişsinuzdur. 3 milyon savas esirini barinduracak 
yerimiz yoktur!
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Sonraki Sayfa

Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.